|
Az
önce iş icabı Isparta'da bir müşterimizi aradım. Telefonu açan
kibar bayana ilgili kişinin mail adresini sordum. Hanımefendi
gayet kibarca "Bizim burada Internet çekmiyo" dedi !!
Cuma akşamı gecenin bir yarısı Arnavutköy'de taksi arıyordum.
Fakat etrafta bir tane bile yoktu. Arabasını park etmiş yemek
yiyen bir taksici gördüm. Adama yaklaşıp, "Abi müsait misin?"
dedim. O da, "Ehliyetin var mi?" diye sordu. Taksim'e kadar
taksiyi ben kullandım, o paşa paşa yemeğini yedi.
Bir gün minibüste gidiyorum adamın birini cep telefonu çaldı o
da açtı konuştu. Şoför ona bağırdı, kardeşim cep telefonunu kapa
diye. Adam da niye senin minibüsünde abs yok ki dedi. Minibüsçü
de herhalde çok içerlemiş olacak bu duruma motor hararet yapıyo
dedi. Bütün herkes kırıldı gülmekten.
Okula ulaşmak için, Beşiktaş Akaretler'den Sarıyer minibüsüne
biniyorum. Epey boşça olan minibüse, orta yaşlarda bir abi
biniyor ve benim gibi en öndeki üçlü koltuğa, yanıma oturuyor.
Az sonra cebinden cüzdanı çıkarmak için hafifçe ayağa kalkan
abimiz, minibüsçünün ani freni ile kafasını sert bir şekilde
minibüslerde motor kabini üzerinde bulunan tahta para kutusuna
çarpıyor. Ebleh bir bakışla yerine oturan abide bir kısa devre
olmuş olacak ki, parayı minibüsçüye uzatıyor ve: - Bi kısa Camel
versene!
Bilirsiniz, bir ara zibidi gençlerde cüzdana zincir takip
sarkıtma modası vardı. İstiklal'de yürürken, yanımdan bu model
bir tip geçiyordu ki, adamın teki bombayı patlattı: "Ne o lan?
Köpeğin gıççına mi kaçtı ???"
Bir gün yolda giderken kaset satan bir dükkanın camında aynen
şöyle bir yazi görmüştüm: "Arabalar için çistakli müzik
gelmiştir. " Hay Allah'ım yaa!
Benim bir Murat dayım var. Çok egzantrik bir kişi. Bundan 5-6
sene önce çok komik bir olay yaşattı bize. Bir gün elinde 40-50
santim boyutunda bir alüminyum çubuk ile eve geldi ile zor güç
uğraşarak bunu 2 günde spiral bir yay haline getirdi. Ama ne
için bunu yapıyordu bilmiyorduk ve sorunca "benim elbet bir
bildiğim var" diyordu. Daha sonra bir seramik parçası buldu ve
bunu matkap ile bir sürü delikler açtı ve bunlara vidalar
geçirdi. Ve yine bu yaptığı yayı bu seramik parçasının üzerine
montaj etti. Daha sonra üzerlerine rengarenk çeşit çeşit
kablolar yerleştirdi. Ne yaptığını bir türlü anlayamıyorduk.
Galiba sonunda üşütmüştü. Dur durak bilmeden bu yaptığı acayip
şey ile uğraşıyordu. Neler yapmıyordu ki? Bu alete sonunda ampul
ve hoparlör bile yerleştirmişti. Ve neyse beklenen gün gelmiş
çatmıştı. Yüzünde bir gülümseme ile odaya girdi ve "işte size
dünyanın ilk pilsiz çalışan radyosu" dedi. Allah Allah!
haklıydı! bu ne olduğu anlaşılmayan saçma şey biraz parazitli
olsa bile bir radyo istasyonunu çekiyordu. Bu arada diğer dayım,
tabii kendisi elektronik mühendisi olur, aleti inceliyordu ama
ne olduğunu nasıl çalıştığını bir türlü kavrayamıyordu. Tabii
bütün bu olaylar olurken aleti yapan dayım "sakın fazla
kurcalamayın bozulur" deyip aleti elinden bırakmıyordu.
Mühendis olan dayım öyle kala kalmıştı. "Ben böyle bir şeye
hayatımda rastlamadım" diyordu... Neyse dayım sonunda olayın
sırrını açıkladı ve elbisesinin altındaki küçük el radyosunu
çıkarttı. Gülmekten yerlere yıkılmıştık...
İzmir'den trene binen yaşlı teyze kondüktöre Ege şivesiyle "Menimen'e
gelence beni haber et yavrıım, unutma" der. Gecenin ilerleyen
saatlerinde kondüktör Menemen'i geçer geçmez yaşlı teyzenin
Menemen'de ineceği aklına gelir hemen makiniste gidip haber
verir. Makinistte gecenin bu saatinde teyzeyi buralarda
indiremeyeceğimize göre geri geri gideceğiz soran olursa "tren
makas değiştiriyor" deriz diyor. Bir yarım saat geri geri
giderek Menemen'e geliniyor ve Kondüktör teyzeye gidip haber
veriyor "hadi teyze Menemen'e geldik" diye.Teyzem "sağ ol
yavrıım" deyip çantasından hapını çıkarıp içiyor.
1,5 yaşında bir oğlum var. Ee tabi biraz kakada problemliyiz.
Oğlumun bezini değiştirirken, eğer bezimizde kakamız varsa hep
onu seni haydut, seni diye severek alırım. Bu lafımı öyle
benimsemiş ki oğlum.. Bir gün karşıma geçti ve elini kıçına
vurarak anne haydut, haydut dedi...:)
İzmirliler bilir, toplu taşımada Kent kart uygulaması vardır.
Karta para yüklersiniz, otobüslerde manyetik okuyucuya
tutarsınız ve okuyucu okuduğuna dair sinyal sesi verir. Kent
kart uygulamasının ilk yılıydı. Yaşlı ama çok tonton bir teyze
elinde Kent kartla otobüse bindi. Nedense kartı şoförün suratına
doğru tuttu. (Herhalde paso gibi gösterilecek zannetti.) Şoför
iki-üç saniyelik şaşkınlık periyodunu atlattıktan sonra, "Biiiiip!"
dedi. Teyze bi şey olmamış gibi geçip şoförün arkasına oturdu.
Otobüsteki herkes kahkahalarda gülerken bense şoförün zekasına
hayran olmuştum.
Duran ve pek dolu olmayan bir minibüse koşarak bindim pek dolu
olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi tam o anda
kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse
bindi birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı çocuklardan biri
şoföre parayı uzattı -Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın ?
Muhittinler ailecek İtalya turuna gidiyorlar. Bilirsiniz Roma
hırsızlar cenneti bu yüzden kaldıkları otelden Muhittinlere
hırsızlara karşı dikkatli olmaları, odalarında hiç bir değerli
eşya bırakmamaları tembih ediliyor. Neyse Muhittinlerde tedbirli
olup her şeylerini yanlarında gezdiriyorlar. Beklenen oluyor ve
Hırsızlar odaya giriyorlar. Tabii ki hiç bir şey bulamıyorlar,
diş fırçaları ve bir fotoğraf makinesinden başka. Hırsızlar tabi
sinirleniyorlar bunun öcünü almak için çırılçıplak soyunuyorlar
ve buldukları diş fırçalarını muhtelif boşaltım organlarına
sürüp fotoğraf çektiriyorlar. Muhittinler de olaydan habersiz
diş fırçalarını kullanıyorlar taa ki, İstanbul'a dönüp
fotoğrafları tab ettirene kadar...
Lise 2'nci sınıftaydım. Sınıfımızın espri kaynağı Çağın adında
bir arkadaş vardı. Dur durak bilmez, sınıf içerisinde espriler
yapar, yanık türküler patlatır, derslerin en can alıcı
noktalarında bile hocaları ve bizi yerlere yatırmakta tereddüt
etmezdi. Yine bir gün kimya dersinde oldukça önemli bir konu
işlediğimiz sırada arkadaşımız yine bildik işlerinden birine
koyularak durup dururken "23 Nisan kutlu olsun" şarkısını yüksek
sesle söylemeye başladı. Herkes onun bu huyunu bildiğinden hafif
gülüşmelerle geçeceğini sanıyorduk ama susmak üzereyken Kimya
hocamız hızla ona dönüp "Başka bir şey var mı Çağın?" dedi...
Herkes suspus olmuş cevabını bekliyordu. Çağın önce bize süzdü,
sonra hocaya baktı ve hiç istifini bozmadan "HAYDİİİ hep
birlikte söööyyyleeeyeeliiimm !!!" diyerek şarkıya devam etti.
Sınıf kopma derecesini aşarken Çağın'a da her zamanki gibi
disiplin kurulunun yolları gözükmüştü....
Bu hikaye Trakya'da geçmiş gerçek bir olay; Yaşlı bir amca,
eşeğinin üzerinde karayolunda seyretmektedir. Bunu gören trafik
polisleri, amcaya takılmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani? (Golan: Emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mu, şimdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalım ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayı sana mı yazalim yogsam eşeğe mi?
Amca: ???
Polis: Yani cezayı sana yazarsak beş milyon ödeycen, eşeğe üç
milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz ossun, polis yapcez onu!
Tam olarak hatırlamıyorum ama 3 sene öncesiydi galiba.. Mersine
tatile gitmiştik. Annemin arkadaşının kızları, ben ve 2
kardeşim. Kızlar ve kardeşim sahilde güneşleniyorlardı. Bense
masum masum tabi olacaklardan haberim yok muzır kardeşimi
yüzdürüyordum.. Sonra onu denizden çıkardım ve 10 dakika ben
kaldım denizde. Bu arada yaşlı amcanın teki beni denizden
çıkarttı zorla. Ne olduğunu anlamadım ilk önce.
Bana bizim muzır kardeşi göstererek 'bu senin kardeşinmiş öyle
mi' dedi. Ben de eveeet dedim. Sonra adam deniz kenarındaki boku
gösterdi.'bak dedi kardeşin naağapmış 'zavallı ben şoka girdim.
Bütün sahil beni izliyor. Bizim kızlar havluları başlarına
çekmişler rezil olduk diye ama ben varım ortada. Sahilde genç
dolu, hepsi bakıp gülüyor. Varya Allah sizi inandırsın hani şu
truffy kartlarında olur ya bok şekli aynı onun gibi.. Dahası
var. Amca dedi ki boku al git çöpe at! Amca sen ne diyon
sahilden milletin önünden bir avuç bokla geçecekmişim :) Nitekim
geçtim... Herkes koptu tabi.. Bir daha da inmedim o sahile ..
Bir arkadaş anlattı. geçenlerde Taksim'de yürürken sıkışınca
McDonalds'in tuvaletine girmiş. Tuvaletten sonra elini kolunu
sallaya sallaya restorandan çıkarken elemanlardan biri
arkasından seslenmiş: "Bir gün yemeğe de bekleriz..."
Üstünüze afiyet, o gün biraz mideyi bozmuştum. Ancak aynı gün
bir hastamızı ziyarete gitemem gerekiyordu. Otobüs durağına
gittim ve beklerken wc alarmı çalmaya başladı. sağa sola wc
bulmak için baktım. Az ileride bir pasaj vardı. Orada kesin wc
vardır düşüncesiyle başlama atışını duymuş atletler gibi koşmaya
başladım. Pasaja daldım ve orada dolaşan çaycıdan wc'nin nerede
olduğunu sordum. Çaycı iki kat yukarda sağda olduğunu söylerken
ben bir kat çıkmıştım bile. Hemen wc'ye daldım, ve rahatladıktan
sonra derin bir oh çektim. Artık wc'den çıkıp yarım kalan
yolculuğuma devam edebilirdim. Ancak bir sürprizle
karşılaşmıştım. Kapı açılmıyordu. Tüm gücümle kapıyı çektim,
yumruklar tekmeler attım, ama kapının açılmaya hiç niyeti yoktu.
Tüm gücümle bağırmaya başladım. Kimse yok mu orda? yardım edin,
kimse yok mu orda? Bir yandan bağırıyor bir yandan kapıyı
yumrukluyordum. Tam yarım saat geçmişti. Kan ter içinde
kalmıştım. Birden yaklaşan ayak sesleri duydum. Avaz avaz
bağırdım. Yardım edin kapı açılmıyor, çıkarın beni buradan. Kapı
açıldı. Karşımdaki, aşağıda bana tuvaletin bulunduğu yeri tarif
eden çaycıydı. Pişmiş kelle gibi sırıtarak, -amma gürültü yaptın
lo,
kafamızı ..ktin be, demez mi. Benim şarteller attı. Bağırmaya
başladım. Koskoca binada bir insan yok mu? Sesimi duyup ta
yardım etmeyen şerefsizdir. Ben merdivenlerden inerken çaycı
hala sırıtıyordu. Şerrrrrrefsiz eşşekoğlueşşek çaycı bozuntusu.
Bir gün bir belediye otobüsünde gidiyordum (yeşil olanlardan
yani cep telefonu ile konuşulması yasak olan otobüs), neyse
adamın birinin cep tel çaldı ve adam konuşmaya başladı belirli
bir süre geçtikten sonra bir bayan adamı uyardı. Lütfen cep
telefonunuzu kapatınız diye, adamda gayet sakin bir şekilde
konuştuğu kişiye bu otobüs de cep telefonu ile konuşmak yasakmış
ben telefonu kapatıyorum sen ara dedi... (ve inanamazsınız
otobüsteki herkes yerlere yatmıştı)
Okuldan eve ilerliyordum ve hava da müthiş yağmurluydu bu arada
acayip derecede sıkışmıştım bacaklarımı birbirine dolayıp
yürümem bile faydasızdı ben de dayanamayıp salıverdim zaten
yağmur sularıyla yeterince ıslanmıştım pek bir şey fark
etmemişti tamam tamam biliyorum iğrencim beni anlayabilmen için
yaşaman lazım ama itiraf etmeliyim ki çok rahatlatıcıydı işemek
kadar güzel bir şey var mı ya?! :)))
Bir gün arkadaşımla biraz alkol aldık daha sonra eve dönüyoruz.
İkimizde de yeterince alkol var dolmuş geldi ve bindik
ineceğimiz yere yaklaşırken ona "durmasını sen söyle ben
söyleyemeyeceğim "dedim. Oda dolmuşçuya "abi müsait bir yerde
iner misin" dedi önce dolmuşçu anlamdı ama daha sonra
dolmuştakilere eşlik edip gülmekten kırıldı indikten sonra
arkadaşım hala ne yaptığının farkında değildi ve "ulan neden
bana bu kadar güldüler" diye sormaya devam ediyordu
Bir abimize Bayburt'tan misafir gelen hayrettin isimli dostumuzu
gezdirmekle mükellef olmuştuk. İlk durağımız alışveriş merkezi
olan Gulfstar dı. Daha binanın girişinde kopmuştuk zaten çünkü,
otomatik kapıya gelince Bayburtlu arkadaş ilk falsoyu vermişti "LO
BU KAPININ KOLU YOK "dedi. Tabi biz bunu fırsat bilip biraz
gülmek istedik metin otomatik kapıya yaklaşıp "AÇIL SUSAM
AÇIL"dedi. Tabi kapı açılınca Bayburtlu arkadaş kendinden
geçmişti. Metine dönerek "LO METİN SEN BÜYÜCİMİSİN" dedi. Tabi
biz kırılıyoruz. Neyse içeriye girdiğimizde Bayburtlu kapanmış
olan kapıya "AÇIL SUSAM AÇIL "dedi. Daha sonra metine dönerek "LO
METİN BU KAPI AÇILMIYIR" dedi. Zaten o sırada biz gülmekten
paspas şeklini almıştık bile, tabi güvenlik görevlileri de .
Güzide İstanbul'umuzun meşhur minibüs hatlarından biri ile
Kadıköy semalarına doğru yol alıyorduk. Son durağa geldiğimizde,
şehrin yabancısı olduğu her halinden belli bir zat minibüs
şoförüne eğilerek "Evladım, deniz otobüsleri nereden kalkıyor
"diye sordu. Minibüs şoförümüzün yanıtı ise kısa ve öz oldu
'Sahilden'.
Vakti zamanında Afyon ilimizin Sultandağı belediyesine eğitim
vermek için gittik ve verdik. Yaklaşık 3 hafta eğitimden sonra
müşterimizin artık olayı kavradığını anlayaraktan Bursa'ya
döndük. 1 hafta sonra bizzat 2 hafta bilgisayar eğitimi
verdiğim muhasebe müdürü telefonda idi. Ve sordu -"xxxxx Bey
bilgisayarla çalışırken masam bitti" !! -"Nasıl yani, masa biter
mi yahu" -"vallaha bitti çalışamıyorum" -"peki biz gelip
bakacağız" Haliyle anlam veremedik şikayete. Olay mahalline
vardığımızda manzara su idi: pek maharetli mudur beyimiz mouseyi
sağa sürüklerken masanın sonuna gelmiş ve orda kalmış biraz daha
gitse mouse düşecek diye korkuyor ve öooyle duruyor Mousecuk
masanın ucunda.
Anlataçağım anıya inanmayabilirsiniz. Acayip bişiy çünkü. Adını
veremiycem bir arkadaşım (biz Tolga diyelim) Çarkıfelek'te
yarışçam diye kafayı kırmıştı. Eleman arıyo ama aylarca
düşüremiyo numarayı. Neyse bir gün telefon lak diye düşüyo.
Yarışmadan siz kapatın biz sizi program sırasında arıycaz
diyolar. Ama lütfen hattınızı meşgul etmeyin diyolar bir de.
Bizimki (tolga) telefonun başına geçiyo sevinçle beklemeye
başlıyo. Bi yandan da tv'de yarışmayı izliyo. Ha aradı ha
arıycaklar bi vaziyet. Tam o sırada Tolga'nın dedesi kalp kirizi
geçirmesin mi? Annesiyle babası hemen telefona koşuyorlar
ambulansı aramak için. Tolga deliriyor. Hayatta aratmam,
programdan arıycaklar diyo. Yavrum ama deden gidecek diyorlar
bir şey olmaz dedeme abartmayın diyo Tolga. Anneyle baba üzerine
gelince mutfaktan bıçağı kapıyo.
Bir elde telefon bir elde bıçak yaklaşırsanız kendimi bıçaklarım
diyo. Sonu acı aslında; dede vefat ediyo. Hastaneye
yetiştirilirken son nefesini veriyo. Daha fenası (Tolga için en
azından) yarışmadan da aramıyorlar.
Saat geç olmuş. Artık okuldan kalkmışız, dolmuşla gelios. Dolmuş
bi pazar mevki-inden geçerken bi amcaya çarpma tehlikesi
atlattı. Dolmuşçu da kafasını pencereden çıkarıp, "Amca lütfen
kaldırımdan gider misin?" diye rica etti ama bizim amca, "Asıl
sensin pezevenk. Ben seni kaldırıp ..kerim!" dedi ve tabii biz
yerlere yattık. Dolmuşçu tornavidasını alıp, dolmuştan inip
adamın peşinden koşmaya başladı. Devamını bilmiyorum çünkü biz
gülmekten yerlere düşmüştük...
Benim anım değil, Ülkü Tamer'in anısı. Radikalde okudum, süper
komik. Tiyatroları varmış, turnede Malatya'ya gidiyorlar, Oyun
sahneleniyor. İlk gece şehrin büyükbaşları hep ön safta. Ülkü
Tamer oyunda kızın babasını oynuyor, kızını istiyolar vermiyor.
Çocuk aşk acısından ölüyor vs. Halk acayip etkileniyor oyundan
ağlayanlar falan. Oyun bitiyor iki polis geliyor kulise,
komserim sizi istiyor diye. Ülkü Tamer de çok etkilendi tebrik
edeçek heralde diye kalkıp gidiyor. Karakola bir giriyor,
ortalık buz gibi. Komiser bizimkini görünce sinirle ayağa
kalkıyor -"Lan sen ne şerefsiz adamsın be arkadaş. Vermedin
kızı, bak ne oldu gül gibi oğlan öldü gitti." Ülkü Tamer "ama
efendim, gak guk" diye açıklayacak oluyor. Komiser "Sus diyor
yarın akşam da gelip izleyecem eğer yine kızını vermezsen
hepinizi karakola alıp falakaya yatırcam lan"
diyor. Ertesi gün Ülkü Tamerler oyunun sonunu değiştirip
oynuyolar. Kızını veriyo oğlana, oyun bombok oluyor ama komiser
en ön safta mutluluk gözyaşları döküyomuş.
Ataköy'de bir arkadaşımda sabahlamıştım. Sabah otobüse bincem
ama mekanı bilmediğim için durağı sorcak birilerini arıyorum.
Kimseler geçmiyo, neyse sonunda bir polis otosu gördüm. Tarif
ettiler durağı. "Şu bakkalı geç ilerle, ağacın ordan sağa kır
ordan sola..." Teşekkür edip yürümeye başladım. Biraz
yürümemiştim ki arkadan bir megafon "oğlum ağacın ordan sola
kırsana lan, bak bak bak dinniyomu hiç, hüşş alooo" Durağı
bulana kadar ekip otosu arkamdan bağırıp durdu.
Bir gün düşünceli düşünceli yolda yürürken, birisine küüüüüüüt
diye çarptım. Bu kadarı da yetmiyomuş gibi ona dönerek "afedersiniz"
dedim. meğer çarptığım şey direkmiş. üstelik sabahtan beri beni
takip eden kişiler de "ne salakmış" diyerek peşimi bıraktılar.
arkadaşlarıma anlattım, direkten özür dileyerek benimle dalga
geçmeye başladılar. Ne kadar rezil, siz düşünün artık.
Bir kış günüydü. Evimizin önüdeki kaldırım buz tutmuştu. Sokağın
başından eve giderken düşerek yokuş aşağı kaymaya başladım. O
sırada balkonda olan oğlum aynen şöyle dedi;- baba eve uğramadan
nere gidiyon!!!
Bizim Erzurum'da Teyyo Dede var. Çok büyük yalancıdır ama çok
komiktir yalanları. Neyse bir gün kahvedeler. Teyyo Dede bir av
anısı anlatıyo ama millet tv'deki maça dalmış. Teyyo dede bakıyo
ki kimse dinlemiyo biraz dikkatleri toplayayım diye başlıyor
anlatmaya."Sonra baktim karşıma bir ayi çıkti" Üç beş kişi maçı
bırakıp dönüyo Teyyo Dede'ye. Teyyo Dede biraz daha ilgi çekmek
için bi daha sallıyo "sağıma döndüm, ola o da ne bi dene kurt"
Bi beş on kişi daha dönüyo Teyyo Dede'ye. Bi daha sallıyo "Ola
oğlum sola döndüm , bi dene çakkal" Hemen hemen herkes dönüyo
Teyyo Dede'ye: ama yine de bir iki kişi maça bakıyo hala. Teyyo
Dede son bir kez daha sallıyo "arkama döndüm, ola o da ne arkam
uçurum" Herkes merak ediyo. "Ee sonra ne oldu Teyyo Dede?" Teyyo
Dede o kadar yalan uydurdu ya şimdi nasıl çıkcak işin içinden
diye merak ediyolar bizimkiler. Teyyo dede duruyo duruyo. "Ne
olacak, ayı beni yedi" Hahahaha! Millet gülüyo tabi, sonra biri
"İyi de Teyyo Dede bu ayı seni nasıl yemiş yav, sen yaşıyon
işte" diyo. Teyyo da herife şöyle bakıyo "Bırak Allahın sevirsen,
sen buna yaşamak mı diirsen?" diyo.
Sultanbeyli'ye Tiyatro gelmiş. İslamcı oyun oynuyorlar
elemanlar. Neyse oyunun bir yerinde rol icabı İsrail askeri
kılığına girmiş elemanlar filistin genci rolündeki gencin kolunu
kırıyorlar. Oyunun başından beri gaza gelen hacı amcalardan biri
tam o sahnede daha fazla dayanamayıp "Tekbiiiir Allahü ekbeeer "
diye bağırarak fırlıyor ve ayakkabısını çıkarıp İsrail
askerlerinden birine fırlatıyor. Asker rolündeki herifin suratı
kan içinde kalıyor. Oyun iptal ediliyor ama işin komiği
ayakkabıyı fırlatan hacı amcaya anlatamıyorlar bunun bir oyun
olduğunu. O hala "münafıklar bırakmadınız diğerlerini de
devireyim" falan diyormuş.
Minibüsteyiz, kızın biri bindi minibüse. Kibar olmaya çalışan
abuk bir kız bu. Neyse kapıyı kapatmaya çalışıyor açıp kapatıyor
açıp kapatıyor ama kapı otomatik olduğu için kapanmıyor. En son
dayanamadı bu, "şöfer bey, ay bu kapı kapanmıyo". Dikiz
aynasından pis pis kızı gözetleyen şoför döndü. "yeter bacı iki
saattir ...ktin bıraktın kapıyı zaten"
Bi kaç hafta önce tahlil vermek için laboratuardaydım. Neyse
hemşire önce kan aldı ve idrar tahlili için şu beyaz kaplardan
verdi neyse uzatmayayım bide çizgi çekti buraya kadar manasında,
dibinde bi yerde yani benden önceki adamın
çıkmasını bekledim adam bi çıktı idrarı dolduracağı kabı ağzına
kadar doldurmuştu ve idrar yerlere ellerine falan döküldü.
Hemşire bu kadarına gerek olmadığını söyleyince adamın verdiği
cevapta koptum zaten: -başka kap vermediğiniz için hepsini buna
doldurmak zorunda kaldım.
Yeni bir eve taşınmıştık ev daha yeniydi. 5. katta oturuyorduk,
asansörlü bir apartmandı. Annem bankadan eve geliyordu bende
balkondan gördüm onu ve kapının merceğinden seyretmeye başladım.
Annem kapıya gelip ters ters bakmaya başladı. Ve gidip geliyordu
koridorda. Ben de kapıyı açmadım hala seyrediyordum. Zile
basmasını bekledim basmadı. Bir kaç kere gitti geldi koridorda
en sonunda dayanamayıp aşağı doğru inmeye başladı. O sıra kapıyı
açtım anne nereye gidiyorsun dedim. Annem de çok sevinerek den
aa orası bizim ev mi dedi. Bende annemin saflığını bildiğimden
dolayı gülmedim normal karşıladım. Sonra bana demesin mi ben
orayı Naime Kartların evi sanmıştım.orda gülmekten yarıldım
tabi. Kapının üstünde Name Card (yani isim kardı ) yazıyordu
annem onu Namie Kart anlamış :))) E annem ne de olsa :) yapar
böle şeyler.
Ben ve arkadaşım bir gün bir durakta otobüs bekliyoruz. Bundan
yaklaşık 5-6 sene evvel. Takım elbiseli, havalı bakışlar atan
bir şehir magandası da yanımızda beklemeye başladı. Bir müddet
sonra belinin yan tarafında değil de ön tarafında kemerinde
asılı duran, iğrenç renkte kılıflı devasa bir cep telefonunu
göstere göstere çıkarttı ve başladı oynamaya. Bu arada da bizi
süzüyor hava atacak ya. Birden -şu bizim Almanya'daki Selma'yı
bir arayayım, diye bir cümle sarf etti bize kibirli bakışlar
atarken. Sonra başladı konuşmaya. Biz de düşünüyoruz: Vay be
maganda hakikaten Almanya'yla falan konuşuyor be. O zamanlar
bizde telefon da yok. Hayıflanıyoruz. Bizimki konuşmayı şova
dönüştürüyor. Tam direktifler verdiği sırada pat, konuştuğuna
inandığımız telefon kulağındayken zangır zangır çalmaya başladı.
Bizimki eşekten düşmüş karpuza döndü bir anda. Ne yapacağını
şaşırdı ve ne dese umarsınız: -Yaa bu telefon bozuldu galiba..
iki arkadaş Kadıköy'deyiz ve acilen telefon açmamız gerekiyor.
Her yerde kontürlü telefon aradık. En sonunda bulduk tabi..
Neyse kartı makineye yolladık. Makinenin ekranında çok doğal bir
yazı belirdi. ACİL ARAMA İÇİN. bunu gören arkadaş durumun
verdiği psikoloji ile tuhaf şeyler sayıklamaya başladı.-oğlum
tuşlara hızlı hızlı bas!'acil
aramadığımızı nerden bilecekler!!!! kahkahalarla altıma sıçtım
tabi.
Postanedeyiz, taahhütlü mektup atıcaz. Adamın birisi memura
Amerika'ya göndermek üzere bir zarf uzattı. Memurda gayet saf
bir bakışla USA nerenin kazası diye sordu. Herkeste bir kahkaha.
Diğer memur arkadaşının durumu kurtarmak için hemen ekledi. Kız
orası Amerika yaw.
Bir gün belediye otobüsündeyim. Durakta teyzenin biri bindi.
Şoföre;"evladım acelem var ama biletim yok" dedi. Şoför ; "bin
teyzecim, sonraki duraktan alırsın, ama önce bir de yolculara
sor" dedi. Bunun üstüne teyze yolculara dönüp; "Pardon, bir
sonraki duraktan bilet alabilir miyim?" diye sordu. |